Uyku apnesi nedir sorunu, günümüzde modern yaşamın ve değişen anatomik-metabolik dinamiklerin bir sonucu olarak çok sayıda kişiyi yakından ilgilendiriyor. En temel tıbbi tanımıyla solunumun uyku sırasında kısa süreli olarak, gece boyunca tekrarlayan döngüler halinde durması şeklinde açıklanabilecek olan bu rahatsızlığın ülkemizde ve dünya genelinde görülme oranı %10 ile %15 civarında seyrediyor. İnsan bedeni, uyku evreleri boyunca fiziksel onarımını gerçekleştirir ve beynin hücresel temizliğini yapar. Ancak solunumun kesilmesiyle birlikte kanda dolaşan oksijen seviyesinin (saturasyon) aniden düşmesi, bedenin bu onarım sürecini tamamen sekteye uğratır. Bu oksijensizlik durumu, beyinde bir boğulma alarmı yaratarak kişinin mikro seviyelerde uyanmasına neden olur ve derin uyku evrelerine geçişi imkansız hale getirir.
Uyku sırasında yaşanan her horlama sesinin veya her basit solunum yavaşlamasının uyku apnesi olmadığını da kesinlikle belirtmek gerekir. Tıbbi literatürde bu tehlikeli hastalıktan söz edebilmek için solunumun en az 10 saniye boyunca tamamen durmuş olması (apne) veya solunum derinliğinin ve hava akımının %50 oranında azalmış olması (hipopne) aranır. Bu solunum kesintileri, bir saatlik uyku dilimi içerisinde 5 kereden fazla yaşanıyorsa hastalık teşhisi konulabilir ve tedavi süreci planlanmalıdır. Bununla birlikte uyku apnesi nedir konusunda bilinmesi gereken bir diğer son derece önemli unsur da, bu problemin anatomik ve nörolojik altyapısına göre 3 farklı alt tipinin bulunuyor olmasıdır. Hastalığın alt tipinin doğru bir şekilde belirlenmesi, uygulanacak tedavinin başarıya ulaşması için atılacak en kritik adımdır.
Yazı İçeriği
Obstrüktif (Tıkayıcı) Tipin Anatomisi
Üst solunum yollarında fiziksel ve mekanik bir tıkanıklığa yol açan bazı unsurlara bağlı olarak ortaya çıkan bu tür, klinik vakaların en büyük bölümünü oluşturur. Dünya genelinde ve ülkemizde en yaygın görülen tip olduğunu, hastaların yaklaşık %85’inin bu kategoride yer aldığını da belirtelim. Kişi derin uykuya daldığında boğaz bölgesindeki kaslar, yumuşak damak, küçük dil (uvula) ve dil kökü tamamen gevşeyerek yer çekiminin de etkisiyle arkaya doğru kayar. Akciğerler, nefes alabilmek için göğüs kafesi ve diyafram aracılığıyla güçlü bir vakum etkisi (negatif basınç) yaratır. Ancak üst hava yolundaki kaslar gevşek olduğu için, bu vakum etkisi hava yolunun adeta bir pipet gibi büzülüp tamamen kapanmasına yol açar.
Hava yolunun bu şekilde tıkanması sonucunda ciğerlere taze oksijen gidemez ve kandaki karbondioksit oranı tehlikeli seviyelere yükselir. Beyin, bu kimyasal değişimi algıladığında hastayı hayatta tutabilmek için otonom sinir sistemini tetikleyerek adrenalin salgılatır. Hasta tam olarak uyanmasa da (arousal), kas tonusu anlık olarak geri gelir ve hava yolu şiddetli, gürültülü bir horlama veya boğulma sesiyle açılır. Bu döngü, ağır hastalarda gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanabilir, bu da kalbi ve damar sistemini muazzam bir stres altına sokar.
Santral Solunum Duraklamaları
Bu uyku bozukluğu türü ise anatomik bir tıkanıklıktan ziyade doğrudan merkezi sinir sistemi ve beyin fonksiyonları ile ilgilidir. Üst hava yollarında havanın geçişini engelleyecek hiçbir fiziksel engel bulunmamasına rağmen solunum durur. Çünkü beyin sapındaki solunum kontrol merkezi, solunumu sağlayan diyafram ve kaburga arası kaslara “nefes al” sinyallerini doğru zamanda veya doğru şiddette gönderemez ve bundan kaynaklı olarak uyku apnesi gelişebilir.
Santral tipte, göğüs ve karın bölgesinde hava çekmek için hiçbir fiziksel çaba gözlemlenmez. Beyin adeta geçici bir süreliğine solunum işlevini unutur. Kandaki karbondioksit seviyeleri kritik eşiği aşana kadar nefes alma eylemi duraksar. Bu tablo genellikle ileri derece kalp yetmezliği olan hastalarda (Cheyne-Stokes solunumu), felç (inme) geçirmiş bireylerde, beyin sapında tümör veya lezyon bulunanlarda ya da güçlü narkotik ağrı kesici (opioid) kullanan kişilerde daha sık görülür. Fiziksel bir tıkanıklık olmadığı için klasik horlama belirtileri her zaman görülmeyebilir.
Mikst Uyku Apnesi Sendromu
Hastalığın daha karmaşık bir versiyonu olan bu türde ise kişide hem obstrüktif (tıkayıcı) hem de santral nörolojik mekanizmalar birbiri içine geçmiş halde, birlikte ortaya çıkar. Solunum kesintisi döngüsü genellikle beynin kaslara sinyal göndermeyi bırakmasıyla (santral) sessiz bir şekilde başlar. Ancak saniyeler sonra beyin solunum sinyalini tekrar gönderip diyafram hava çekmeye çalıştığında, bu kez üst hava yolu kasları kapalı kaldığı için mekanik tıkanıklık (obstrüktif) yaşanır. Bu türün halk arasında ve klinik kayıtlarda daha az görüldüğünü, tanı ile tedavi sürecinin ise çok daha dikkatli bir uzmanlık gerektirdiğini söyleyebiliriz.
Bilgin olsun –> https://draltanyildirim.com/horlama-nedir/
Uyku Apnesi Belirtileri Nelerdir?

Elbette teşhis sürecinin en temel yapı taşı olan belirtilere de çok detaylı bir biçimde değinmek gerekir; ancak belirtiler kişide hangi hastalık tipinin baskın olduğuna, hastanın cinsiyetine ve metabolik yapısına bağlı olarak oldukça değişkenlik gösterebilir. Hastalar çoğunlukla bu nefes kesilmeleri sırasında derin uykuda oldukları için bu belirtilerin bizzat farkında olmazlar ve genellikle aynı yatağı veya odayı paylaşan eşleri tarafından uyarılırlar. Toplumda yaygın şekilde görülen klinik belirtileri ise şu şekilde detaylıca sıralayabiliriz:
- Yüksek Sesle Horlama: Ritmik olmayan, nefes durmalarıyla kesintiye uğrayan ve aniden patlama şeklinde devam eden, bazen yan odalardan bile duyulabilen şiddetli horlama.
- Solunum Durması Atakları: Yatak partneri tarafından bizzat gözlemlenen, kişinin nefesinin saniyelerce hatta bazen bir dakikaya yakın süreyle durması ve sonrasında boğulur gibi sesler çıkarması.
- Gece Terlemeleri ve Sık İdrara Çıkma: Oksijensizlik nedeniyle vücudun strese girmesi, gece boyu aşırı göğüs ve boyun terlemesine, ayrıca hormon dengesinin bozulmasıyla gece sık sık tuvalete kalkma ihtiyacına neden olur.
- Sabahları Ağız Kuruluğu: Burun tıkanıklığı veya dar hava yolu sebebiyle gece boyunca sürekli ağızdan nefes almaya çalışmanın yarattığı boğaz ağrısı ve şiddetli kuruluk hissi.
- Gündüz Aşırı Uyku Hali (Hipersomni): Gece uykusunun sürekli mikro uyanışlarla bölünmesi nedeniyle derin uykuya geçilememesi sonucu, gün içinde televizyon izlerken, toplantıda veya en tehlikelisi araç kullanırken aniden uyuyakalma eğilimi.
- Sabahları Yaşanan Baş Ağrıları: Gece boyunca nefes alamamaya bağlı olarak kanda biriken aşırı karbondioksitin beyin damarlarını genişletmesi sonucu oluşan inatçı sabah baş ağrıları.
- Depresif Ruh Hali ve Asabilik: Kalitesiz uyku, beynin nörotransmitter dengesini bozarak kişinin gün içinde tahammülsüz, öfkeli veya depresif bir ruh hali sergilemesine yol açar.
- Odaklanma Sorunları: Oksijen yetersizliğinin beyin korteksi üzerindeki yıpratıcı etkisi nedeniyle dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve uzun süre odaklanamama sorunu yaşamak.
Bu belirtilerden bazıları sadece basit yorgunluk veya farklı sağlık sorunları nedeniyle de ortaya çıkabilir. Ancak yine de özellikle gündüz uyku hali ve horlama kombinasyonunun mutlaka dikkate alınması ve hastalığın anatomik temelleri konusunda daha fazla bilgi sahibi olunması büyük önem taşıyor. Belirtilerin dikkate alınması durumunda doğru teşhis ve uygun tedavinin yapılabilmesi için vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz uzmanına veya uyku tıbbı hekimine başvurmalısınız.
İlginizi çekebilir –> https://draltanyildirim.com/agiz-yarasi/
Hastalığı Tetikleyen Başlıca Nedenler
Hastalığın oluşumuna zemin hazırlayan anatomik, genetik ve çevresel nedenlerin analiz edilmesi, tedavi planlamasının en önemli aşamasıdır. Nedenleri ise hastalığın obstrüktif ve santral tiplerinde anatomik ve nörolojik farklılıklardan dolayı büyük değişkenlik gösterebiliyor. Boğaz ve boyun yapısındaki daralmalar veya kas zayıflıkları obstrüktif tipin ana kaynağı iken, merkezi sinir sistemi sorunları santral tipi tetikler. Klinik verilere göre obstrüktif uyku apnesi nedenleri şöyledir:
- Obezite ve Aşırı Kilolu Olmak: En büyük risk faktörüdür. Fazla kilolar, boyun çevresinde ve boğaz kaslarının etrafında yağ birikimine neden olur. Bu yağ dokusu, uyku sırasında gevşeyen hava yoluna dışarıdan ekstra ağırlık ve baskı yaparak kapanmasını kolaylaştırır.
- Kalın Bir Boyuna Sahip Olmak: Kilodan bağımsız olarak, erkeklerde 43 cm, kadınlarda 40 cm üzerindeki boyun çevresi hava yolu darlığı riskini doğrudan artırır.
- Hava Yollarının Dar Olması: Genetik olarak büyük bademciklere, iri bir geniz etine, büyük bir dil yapısına (makroglossi) veya sarkık, kalın bir yumuşak damağa sahip olmak.
- İlaç Kullanımı: Uyku hapı, kas gevşetici, sakinleştirici ilaç ya da bazı antidepresanların kullanımı, boğaz kaslarındaki normal gerginliği (tonusu) ortadan kaldırarak hava yolunun çökmesine zemin hazırlar.
- Alkol ve Sigara Tüketimi: Yatmadan önce tüketilen alkol, üst solunum yolu kaslarını aşırı gevşetir. Sigara kullanımı ise boğazda ve solunum yollarında kronik ödem, hücresel şişlik ve mukus artışına neden olarak havayolu açıklığını daraltır.
- Burun Tıkanıklıkları: Deviasyon (kıkırdak eğriliği), burun polipleri veya kronik alerjiler nedeniyle burnun tıkalı olması, hastayı ağız solunumuna mecbur bırakır ve bu da horlama ile apne riskini katlayarak artırır.
- Cinsiyet Faktörü: Erkeklerde kadınlara oranla anatomik yağ dağılımı nedeniyle iki ila üç kat daha fazla görülür. Ancak kadınlarda menopoz sonrası azalan progesteron hormonunun etkisiyle risk erkeklerle eşitlenmeye başlar.
Santral, yani beyin ve sinir sistemi kaynaklı uyku apnesi nedenlerini ise şu şekilde listeleyebiliriz:
- İleri yaş faktörüne bağlı olarak beyin sapındaki solunum merkezinin hassasiyetini yitirmesi.
- Ensefalit adı verilen, beyin dokusunda kalıcı hasar bırakan beyin enfeksiyonu geçirmek.
- İnme (beyin felci) geçirmiş olmak ve buna bağlı nörolojik kontrol kaybı.
- Konjestif kalp yetmezliği gibi kalbin pompalama gücünün azaldığı şiddetli kalp hastalıklarına sahip olmak.
- Kronik ağrı tedavisinde kullanılan güçlü narkotik (opioid) ağrı kesici ilaçların solunum merkezini baskılaması.
Uyku Apnesi Tanısı Nasıl Konur?

Hastalar, uykularındaki bu tehlikeli solunum kesintilerinin farkına vardıklarında veya çevreleri tarafından uyarıldıklarında, bu sessiz tehlikenin tıbbi olarak nasıl kanıtlandığını merak edebiliyor. Tanı konmadan önce hastanın medikal geçmişinin çok detaylı bir şekilde dinlenmesi, gündüz uykululuk testlerinin (Epworth Uykululuk Ölçeği gibi) yapılması ve ardından kapsamlı bir kulak burun boğaz muayenesinin gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Fiziksel ve Endoskopik Muayene
Hekim ilk aşamada burun kemiğindeki eğrilikleri (deviasyon), geniz eti büyüklüğünü, bademciklerin hacmini ve yumuşak damak sarkmalarını kontrol eder. Üst hava yollarının fleksibl (kıvrılabilir) endoskopi adı verilen ve uç kısmında çok hassas bir küçük kamera bulunan kanül ile incelenmesi gerekebiliyor. Bu inceleme sayesinde, hava yolunun tam olarak hangi noktadan ve hangi şiddette tıkandığı milimetrik olarak tespit edilir. Ayrıca çene yapısındaki gerilikleri (retrognati) veya kafa tabanı anatomisini görmek için MR ve BT gibi gelişmiş radyolojik tetkiklerle hava yolları görüntülenmesi de cerrahi planlama öncesi sıklıkla gündeme gelebilir.
Polisomnografi (Uyku Testi)
Şayet fiziksel muayene sonucunda hastalık şüphesi güçlü görülürse hastanın tam donanımlı bir uyku merkezine (uyku laboratuvarına) yatırılması söz konusu olabilir. Tüm bu şikayetlerin bilimsel olarak kanıtlanması ve hastalığın şiddetinin (AHI indeksi) belirlenmesi için altın standart tanı yöntemi olan polisomnografi adı verilen gece boyu süren uyku analizi testi yapılmasının da zorunlu olduğunu belirtelim. Bu test sırasında hasta geceyi klinikte geçirir; saç derisine, yüzüne, göğsüne ve bacaklarına tamamen ağrısız ve zararsız sensörler yapıştırılır.
Bu sensörler beyin dalgalarını (EEG), göz hareketlerini, kalp ritmini (EKG), kas aktivitesini (EMG), kandaki oksijen oranını, göğüs ve karın solunum eforunu sabaha kadar saniye saniye kaydeder. Test boyunca hastanın kaç saniye nefessiz kaldığı, oksijen seviyesinin ne kadar düştüğü, horlama şiddeti ve uyku evreleri arasındaki geçişleri bilgisayar ortamına aktarılır. Bu test ve tetkikler, apnenin tıkayıcı mı yoksa santral mi olduğunu ayırmak ve doğru tedavi dozunu belirlemek açısından çok büyük önem taşıyor. Hastanın şikayetlerinin uzman hekim tarafından dinlenmesi ve test ile muayene sonuçlarının bir arada değerlendirilmesi ile nihai ve kesin tanı konabilir.
Merak edenler için –> https://draltanyildirim.com/farenjit-nedir/
Güncel Tedavi Yöntemleri ve Cihazlar
Teşhis süreci tamamlandıktan sonra, hastalığın şiddetine (hafif, orta, ağır) ve tıkanıklığın anatomik yerine göre bireyselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Tedavilerle birlikte hastanın günlük yaşam şeklinde köklü bazı değişikliklere gitmesi de başarılı bir sonuç için kesinlikle gerekebilir. Örneğin sırt üstü yatmak yer çekimi etkisiyle dilin geriye kaymasını kolaylaştırdığı için, hastalara özel yastıklarla yan yatış pozisyonu öğretilir. Tedavi, gece boyunca kullanılan pozitif hava basıncı cihazları şeklinde olabildiği gibi, anatomik kusurları gidermek amacıyla kulak burun boğaz hekimleri tarafından yapılacak cerrahi müdahalenin de gerekebileceğini belirtelim. Şayet varsa sigara ve kasları gevşeten alkol kullanımının bırakılması, hastanın fazla kilolardan diyetisyen eşliğinde kalıcı olarak kurtulması tedavinin olmazsa olmaz ilk adımlarıdır.
CPAP ve BPAP Terapi Sistemleri
Rahatsızlığın orta ve ileri boyutlara ulaşmış olması durumunda, tüm dünyada birinci basamak ve en etkili tedavi yöntemi olarak CPAP (Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı) adlı hava basıncı cihazı kullanılabilir. Bu cihazların görevi, sessiz bir motor yardımıyla oda havasını belirli bir basınçla filtreleyip, burun veya ağız maskesi aracılığıyla hastaya iletmek ve üst hava yollarını gece boyunca sürekli olarak adeta havalı bir atel gibi açık tutmaktır. Hava yolu açık kaldığında horlama ve solunum durmaları tamamen ortadan kalkar, kandaki oksijen seviyesi normale döner. Santral veya çok daha karmaşık solunum yetmezliği durumlarında ise, nefes alma ve verme sırasında farklı basınçlar uygulayan BPAP cihazları uzman doktor kontrolünde tercih edilebilir.
Cerrahi Müdahale Seçenekleri
Cerrahi müdahale ise anatomik olarak bariz bir tıkanıklığın olduğu (büyük bademcikler, uzun küçük dil, kemik eğriliği vb.) durumlarda, cihaz tedavisine uyum sağlayamayan (maske klostrofobisi olan) veya zaruri durumlarda alternatif bir çözüm olarak ön plana çıkar. Burun kıkırdağı ameliyatları (septoplasti), yumuşak damak ve küçük dilin yeniden şekillendirildiği UPPP (Uvulopalatofaringoplasti) operasyonları ya da çok ileri vakalarda çenenin öne alındığı iskeletsel cerrahiler gibi yöntemler, hava yolunu genişleterek diğer tıbbi tedavilerin uygulanamadığı zamanlarda hekimler tarafından değerlendirilerek tercih ediliyor.
Uyku Apnesi Tedavi Edilmezse Ne Olur?
Bu sinsi ve ilerleyici hastalık, sadece gürültülü bir horlama sorunu veya partneri rahatsız eden bir durum olarak görülmemelidir. Solunumun gece boyunca defalarca kesilmesi, vücudun tüm fizyolojik dengesini, hücresel metabolizmasını ve organların biyokimyasal sağlığını derinden sarsan hayati bir risk faktörüdür. Uzun vadede uyku apnesi teşhisi konulup tedavi edilmeyen hastalarda, kronik oksijensizlik (hipoksi) ve uyku bölünmelerinin yarattığı stres hormonlarına bağlı olarak son derece ağır ve ölümcül komplikasyonlar gelişebilir:
- Kardiyovasküler Hastalıklar ve Kalp Krizi: Her apne atağında kandaki oksijen seviyesinin düşmesi, damarları kasar ve kalbi aşırı zorlar. Bu kronik stres, damar sertliğine (ateroskleroz) ve gece uykuda geçirilen ani kalp krizlerine zemin hazırlar.
- İnme (Felç) Riski: Beyne giden kan akışının ve oksijenin sürekli azalması, beyin damarlarında hasara yol açarak felç geçirme ihtimalini sağlıklı bireylere göre üç kat artırır.
- İnatçı Hipertansiyon: Otonom sinir sisteminin gece boyunca sürekli savaş-kaç modunda kalması, gündüzleri de devam eden ve ilaçlara direnç gösteren yüksek tansiyon problemine neden olur.
- Tip 2 Diyabet ve İnsülin Direnci: Oksijensizlik, hücrelerin insülin hormonuna karşı direncini artırarak kan şekerinin dengelenmesini bozar ve Tip 2 diyabetin ortaya çıkışını hızlandırır.
- Trafik ve İş Kazaları: Gece uykusunu alamayan ve gündüz şiddetli uyku haline yenik düşen hastalar, direksiyon başında aniden uyuyakaldıkları için ölümcül trafik kazalarına veya dikkat eksikliği nedeniyle ciddi iş kazalarına karışma riski en yüksek gruptur.
- Kalp Ritim Bozuklukları (Aritmi): Nefes durması sırasında kalbin ritmi yavaşlar, nefes geri geldiğinde ise aniden hızlanır. Bu dalgalanmalar kalıcı atriyal fibrilasyon gibi ciddi ritim bozukluklarına neden olabilir.
Çocukluk Çağında Görülen Solunum Sorunları
Yetişkinlerin hastalığı olarak bilinse de, bu tehlikeli solunum duraksamaları çocuklarda ve hatta bebeklerde de oldukça sık görülmekte ve gelişimsel süreçleri derinden etkilemektedir. Ancak çocuklardaki nedenler, yetişkinlerdeki obezite veya yaşlanma faktörlerinden çok daha farklı bir anatomik zemine dayanır. Çocuklarda hava yolunun daralmasının en büyük ve en yaygın nedeni, normalden fazla büyümüş olan geniz eti (adenoid) ve bademcik (tonsil) dokularıdır. Bu lenfoid dokuların enfeksiyonlar veya alerjiler sebebiyle genetik olarak aşırı büyümesi, çocuğun dar olan boğaz hacmini tıkayarak gece boyunca nefessiz kalmasına neden olur.
Büyüme ve Gelişim Geriliği
Çocuklarda bu hastalığın belirtileri yetişkinlerden farklı seyreder. Gündüz uyuklamak yerine çocuklar genellikle hiperaktif, hırçın, sürekli hareketli ve sinirli olurlar. Bu durum sıklıkla DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) ile karıştırılarak çocuklara yanlış psikiyatrik tedaviler uygulanmasına neden olabilir. Gece oksijensiz kalan çocuğun derin uyku (NREM) evresinde salgılanması gereken büyüme hormonu salgılanamaz. Bu da fiziksel büyüme geriliğine, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, yatak ıslatma (enürezis) problemlerine ve okulda akademik başarısızlığa yol açar.
Bademcik ve Geniz Eti Operasyonları
Çocukluk çağındaki bu sorunun teşhisi konduğunda, tedavi genellikle çok daha net ve yüz güldürücüdür. Cihaz tedavisinden ziyade, çocuk kulak burun boğaz uzmanları tarafından gerçekleştirilen geniz eti (adenoidektomi) ve bademcik (tonsillektomi) operasyonları ile tıkanıklık tamamen ortadan kaldırılır. Ameliyat sonrasında çocuğun hava yolu açıldığı için uykusu düzene girer, fiziksel gelişimi hızla yaşıtlarını yakalar ve dikkat dağınıklığı, hırçınlık gibi psikolojik sorunlar haftalar içinde kaybolur.
Uyku Apnesi ve Kilo Kontrolü İlişkisi
Metabolik süreçler ile solunum durması hastalıkları arasındaki ilişki, tek yönlü bir sebep-sonuç ilişkisinden ziyade, birbirini sürekli olarak besleyen ve içinden çıkılması zor bir kısır döngü (fasit daire) gibidir. Fazla kilonun hava yollarını daraltarak apneyi tetiklediği herkes tarafından bilinen bir tıbbi gerçektir. Ancak bilinmeyen çok daha sinsi mekanizma, hastalığın bizzat kendisinin obeziteye doğrudan neden olmasıdır. Uyku apnesi teşhisi almış ve tedavi olmayan hastaların diyet veya egzersiz yapsalar bile kilo vermekte neden çok zorlandıkları hormonlar üzerinden açıklanabilir.
Gece uykusu bölünen ve oksijensiz kalan bedende, tokluk hissi veren “leptin” hormonu dramatik şekilde düşerken, açlık ve karbonhidrat isteği yaratan “ghrelin” hormonu tavan yapar. Ertesi gün sürekli yorgun olan hasta, enerji bulabilmek için istemsizce yüksek kalorili, şekerli ve yağlı yiyeceklere yönelir. Üstelik yorgunluk nedeniyle spor yapacak fiziksel gücü de bulamaz. Bu durum hızlı bir kilo artışına neden olur, alınan her yeni kilo ise boğaz çevresini daha da yağlandırarak apnenin şiddetini artırır. Bu yüzden tedavi sürecinde sadece CPAP cihazı kullanmak değil, endokrinoloji ve diyetisyen desteğiyle kilo kontrolünü sağlamak, hastayı bu yıkıcı kısır döngüden kurtaracak ve hastalığın şiddetini kalıcı olarak düşürecek en önemli yaşam tarzı stratejisidir.
Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/sleep-apnea/symptoms-causes/syc-20377631
Detaylı bilgi için bizlere ulaşabilirsiniz.
Tel: 0505 581 19 45
Mail: [email protected]
“`